Bizler, yaklaşık bir asırdır, devlet baskısına şiddetle maruz kalan bir toplumun çocuklarıyız. Sindirilmişiz. Bu yüzden sivil hareketlenmenin işlevselliğine de inanamadık bir türlü. Kendimizi suçlamayalım, modern ulusçu devlet yapılanmasının gerektirdiği merkeziyetçi/ mutlakıyetçi bürokratik örgütlenme biçimi ferde hareket serbestîsi tanımıyordu. Hâlâ da modern kurumsallaşma şekli değişmiş değil. Belli ölçüde esnetilmeye çalışılsa da bu “demir kafes”in siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm modern kurumları az veya çok hapsettiği kesin.

Şunu demek istiyorum: Hiyerarşiden bağımsız, ast-üst ilişkisini reddeden, merkeziyetçiği ortadan kaldıran, “isim”ler üzerinden yürümeyen, hâsılı, mensuplarının yatay bir hareket düzleminde yan yana mücadele ettikleri bir sivil hareketin açlığını çekiyoruz. Sivil hareketler toplumu devlete karşı korurlar. Sözünü ettiğimiz tarzda hareket ederlerse çok daha özgür bir alan açmış olurlar kendilerine. Ve nihayetinde toplumun yanında bürokratik tahakküme direnmek mümkün hale gelir.

Geçtiğimiz iki ay sivil inisiyatifin neleri değiştirebileceğini bize çok vazıh bir şekilde göstermiş oldu. Bunlardan ilki 31 Mayıs’ta İsrail askerleri tarafından saldırıya uğrayan Özgür Gazze hareketiydi. 9 aktivistin katliyle sonuçlanan saldırı sonrası dünya çapında sembolleşen Mavi Marmara gemisi tüm dünyanın gözlerini tekrardan açık bir hapishane hükmündeki Gazze’ye çevirdi. 32 ülkeden katılımın sağlandığı gemide farklı yaş, dil, din, mezhep ve gruptan 1000’e yakın insan vardı ve bu insanlar İsrail’in hukuk tanımaz bir şekilde oluşturduğu Gazze şeridi ablukasını yerle bir etmek için yola çıkmışlardı. Gemi yerine ulaşamadı, ama Bülent Yıldırım’ın ifadesiyle “Maksat hâsıl oldu.” Çünkü diplomasi kabızlığının uzun vadede bile elde edemeyeceği bir başarıyı Mavi Marmara elde etti: Tüm dünya halklarının dikkati Gazze üzerinde yoğunlaştı ve oldukça yetersiz de olsa İsrail ablukayı esnetmek zorunda kaldı. Bundan sonraki süreçte göreceklerimiz ne olursa olsun, Mavi Marmara olayının bir kırılma noktasını teşkil edeceği yadsınamaz bir gerçek. Sivilliğin gücünü, vicdan temelinde insanların nasıl bir araya gelebileceğini göstererek zihinlerimizdeki kalıpları yıkmış olması da oldukça önemli ve anlamlı.

İkinci bir sivil başarıya geçtiğimiz günlerde şahit olduk. Bu seferki Türkiye sınırları içersinde. TMK mağduru çocuklar için seferber olmuş, içlerinde yazar, çizer, sinemacı, avukat ve diğer birçok farklı alandan gönüllü barındıran sivil bir hareket, Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları, terörle ilişkilendirilerek haksız koşullar altında hapsedilen 18 yaş altı çocuklar için aylar süren bir koşturmanın içersine girdi. Siyasal partilerle yapılan kulisler, medyaya verilen röportajlar, seminerler, konferanslar, belgeseller, sürekli takip edilen mahkemeler, basın açıklamaları ve nihayetinde TBMM üzerinde kurulan ısrarlı baskılar sonucu TMK’da yapılması talep edilen değişiklikler -yetersiz düzeyde de olsa- meclisten geçmeyi başardı. ÇİAÇ değişiklik taslağını, tatile girmeden önce meclise sokmuş oldu, bu sebat gösterilmeseydi belki de hâlâ bekliyor olacaktık. Birkaç gündür cezaevinden tahliye olan çocukların haberini alıyoruz, daha sevindirici ne olabilirdi ki!

Sivil güce inanmalıyız derim, son tahlilde. Hiçbir menfaatin geçer akçe olmadığı, tümüyle gönüllülüğe dayanan ve hak için, adalet için mücadele eden her hareket, sebatı ölçüsünde başarıya ulaşacaktır. Devletlerin, orduların, küresel güçlerin büyüklenmelerine bakmayın siz, kimse hakkın/adaletin şahitliğine soyunmuş insanların karşısında sonuna kadar duramaz.

Unutmayalım, bir şeyleri değiştirmek illa ki sistemleri/ rejimleri yıkmaktan geçmiyor. Kelim Sıddıkî’nin dediği gibi,”küçük çaplı devrimler” bizi bekliyor!