Sabahattin Ali’yi İçimizdeki Şeytan’la hatırlamak

“Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”

1932 yılında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu gerekçesiyle tutuklanan ve bir yıl cezaevinde yatmaya mecbur bırakılan, tek parti iktidarı boyunca takındığı muhalif tavırdan dolayı hakkında açılan davalarla boğuşan, 1946-47 yılları arasında yazdığı kimi yazılardan sebep yeniden üç ay hapse mahkum edilen, parasızlık ve destekten mahrum, bu da yetmezmiş gibi yurtdışına çıkma yasağına maruz bırakılan Sabahattin Ali, Bulgaristan’a kaçmak üzere para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin tarafından (CHP üyesi olduğu ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddiaları var) bir jandarma karakolunda katlediliyor ve cesedi Bulgaristan sınırında bulunuyor. Ne hazin ki, katil 4 yıl mahkumiyet cezası almasına rağmen bir kaç hafta sonra çıkan afla kayıplara karışıyor.

Fikriyatı ne olursa olsun, bir aydının zalimce katledilmesi insanın vicdanını sıkıştıran bir durum. Türkiye’de ise hakkı dillendiren münevverin malum akıbeti olsa gerek: Nihayetinde Sabahattin Ali Cumhuriyet döneminin hakim paradigması olan ulusalcılığı reddetmişti. Muhalefetini mizahla yoğurması insanların ilgisini celbediyordu, bu da egemenlere ağır geldi.

İçimizdeki Şeytan romanını henüz bitirdim. Yukardaki kısa giriş kendimce bir hazırlık denemesiydi. Üzerine konuşmaya niyetlendiğim şey romanın kendisi aslında. İrade ve nefis arasındaki amansız mücadeleyi; tutarsızlığı hayat tarzı haline getirmiş olan roman kahramanı Ömer’in savruk yaşantısı üzerinden anlatan Sabahattin Ali, bu vesileyle eserin isminde kendisini bulan, işlediğimiz hataları ve üzerinde ısrar ettiğimiz yanlışları sürekli kendisine havale ettiğimiz “içimizdeki şeytan”ı, daha doğru bir deyişle kendi tembelliklerimizi, iradî acziyetimizi ve harekete geçmede, değişime soyunmada önümüze ördüğümüz devasa nefis duvarını sorguluyor.

Müthiş karakter tahlilleri. Ruhi/psikolojik tasvirler. “İç ses”in harikulade kullanımı. Öz sorgulamalar. İçsel hesaplaşmalar. Sabahattin Ali’nin başarısı tüm bunları kusursuz bir dille harmanlayıp okuyucuya sunabilmesi. Tabi kitap yalnızca ruhsal bir içeriğe sahip değil, bunun yanında sürekli atıp tutan, kendilerini ülkeyi kurtarmakla görevli addeden “sözde” aydınların hususi yaşamlarında nasıl da namussuzlaşabildiklerini, söyledikleri ve yaptıkları arasında uçurumun nasıl da devleşebileceğini Ömer’in etrafındaki yazar takımı üzerinden betimlemiş oluyor. Böylelikle, yazmaya hevesli idealist gençleri ulusalcı refleksler etrafında örgütleyen ve kukla haline getiren sözkonusu tiplere ağır eleştirilen yönelten Sabahattin Ali, bu sebepten ötürü romanın yayınlanmasından sonra Nihal Atsız’la tartışmak zorunda kalmış.

Romandan bahsederken unutulmaması gereken en hususi karakterlerden biri de şüphesiz, Ömer’in yanında onun zaafiyetini kontrol altında tutmaya ve kendi acıları ve üzüntülerini bir kenara bırakarak onu taşımaya çalışan karısı Macide. Hep kenarda, köşede duruyor ama tüm ağırlığıyla romana egemen olduğu kaçınılmaz.

Sabahattin Ali’yi tanıyabilmek romanlarını okumaktan geçiyor kuşkusuz. Bunun yanında hikayelerini, bestelenen şiirlerini de (Leylim Ley, Kızkaçıran, Geçmiyor Günler gibi) unutmamak lazım.

Bu kaliteli adamı daha geniş okumak lazım, hasılı.