Etiketler
beren saat, ifşa, mustafa demir, patos, pornografi, reklam kültürü, Tek atımlık çıtır
Tek Atımlık Çıtır efsanesi

Hatırlayamadığım kadar uzun bir süredir, otobüs duraklarındaki panoları saçma sapan bir cips reklâmı işgal ediyor. Televizyon izleyen biri değilim, bu yüzden reklâmları otobüs duraklarından takip ediyorum. Beren Saat’in Aşk-ı Memnu’daki dillere destan performansından(!) sonra yine Patos reklâmında “uzmanlık alanına” yaraşır bir şekilde boy göstermesi çok şaşırtıcı değil. Ama sinir bozucu.
Otobüs veya metrobüs duraklarında bu tarz afişlere ilk kez rastlanmıyor elbet. Çılgın Dershane, Yedigün, Mango ve Magnum gibi film ve firmaların reklâmları da aynı aymazlığın bir sonucu olarak panolarda kocaman kocaman sergilenmişti. Böyle de devam edeceğe benziyor zaten.
Bu süreci modern kadının “bedene kilitlenmiş” bir özgürlük palavrasına inandırılmasının doğal bir sonucu olarak geliştiğini söyleyelim. Oysaki bu durumun modern öncesi kölelikten yalnızca şeklen farkı var. Kadının ticari kazanç uğruna kullanışlı bir meta, bir tanıtım unsuruna dönüştürülmesi ve ürünlerin o kadın bedeni üzerinden sunulması (bir manada kadın bedeninin sunulması) bu benzerliği kurabilmemiz için bize yardımcı olabilir. Yukarda bahsi geçen Patos reklâmı bunun en açık ve yakın örneği. Şuh bir bakışla cipsi ağzına götüren mankenin yanı başında yazan slogan aynen şöyle: Tek Atımlık Çıtır. Ne yani, çıtır hangisi? Cips mi, kadın mı? Bu ikiliği özellikle kullandıkları oldukça aşikâr.
İşte size kısa bir özet: Vücudun teşhiri, mahremiyetin yırtılarak ifşaya açık hale gelmesi, pornografi kültürünün tüm sektörleri etkisi altına alması, sürekli görsele maruz kalan gözün duyarsızlaşması, tüm bunların yarattığı “görsel şiddet”. Pornografinin/ifşanın da alenen bir şiddet unsuru olduğunu görmek için derin bir kavrayışa ihtiyaç yok. Belki bunu sonraki yazıların birinde daha geniş konuşabiliriz, değinmek istediğim kısa bir nokta daha var.
Bu reklâm panoları (otobüs ve metrobüs durakları, sokak billboardları) kamuya ait mallar yani denetimini belediye yahut bir bölgedeki yetkili kurum gerçekleştiriyor. E peki kendisini muhafazakâr yahut dindar, o da değilse dindarların hassasiyetlerini gözeten yöneticiler olarak lanse eden başkanlarımız neden bu konuda sorumsuzluk yapıyor? Sözgelimi Fatih belediye başkanı Mustafa Demir, soruyorum, o panoların önünden yanında ailesi varken geçebiliyor mu? Fatih gibi henüz tüm duyarlılığını kaybetmemiş bir semtte, Sayın Demir, sizce de “biraz ayıp olmuyor mu?”
İçimden tüm bu panoları “vandalize” etmek geliyor.
biz yapıyoruz sende bize katıl istersen!
vandalize eylemlilik, her zaman sonuç verir, ya vandalizasyona ugramıs olanda ya da muvandal olanda