Etiketler

, , , ,

Gece gündüz daha çok canavar düdüğü sesi duyuluyor burada. Arabalar daha hızlı gidiyorlar, reklamlar daha saldırgan. Fuhuş adamakıllı yaygın. Elektrik ışığı da öyle. Oyuna gelince, her çeşit oyun yoğunlaşıyor. Dünyanın merkezine yaklaşıldığında, bu hep böyledir. Ama insanlar gülümsüyorlar, hatta gitgide daha çok gülümsüyorlar; ama hiçbir zaman birbirlerine değil, her zaman yalnız kendileri için gülümsüyorlar.

Jean Baudrillard’ın modern bunalımı anlatmak için yukarıdaki ifadelere bir harf bile eklemesine ihtiyacı yoktu eminim. Gündelik hayat her dakika kroşelerini oramıza buramıza indirip duruyor. Herşeyin metalaştığı ve tüketime/harcanmaya hazır hale getirildiği bir çağın çocuklarıyız: Bunun adına “Çar Çur Çağı” diyorum. Ve sevgili Ali Şeriati’yi tekrar hatırlıyorum:

Tüketicilik, insanın sürekli olarak kendi ömründen harcadığı taksitli bir hayat. Geçmişteki tüketimi karşılamak için daima geleceği satmak. Madem ki satın alma gücüm yok, madem ki zorunlu olarak bazı şeylere muhtaç kılındım ve madem ki param yoktur, öyleyse ömrümün kalan yıllarını satayım. İşte modern kölelik ve işte kölelerin özgürlüğü.

Modern kölelik deyince bir başka isme atıf yapmak farz oldu. Sözü Tüketim Köleliği’nde Ivan Illich alıyor:

Çok daha fazla sayıda bebeğin inek sütüne ulaştığı doğrudur, fakat zengin olsun, fakir olsun, tüm annelerin sütü de kuruyup gitmektedir. Bebek, biberon ihtiyacıyla ağlamaya başladığında, yani, organizma bakkaldan gelen süte kavuşmaya ve böylece de görevini ifa edemez hale gelen memeden yüz çevirmeye alıştırdığında, tiryaki tüketici doğmuş olur…

Maddi veya değil her şey, bedenlerimiz ve ruhlarımız birlikte sömürülüyor. Kanaati tekrardan baş tacı etsek diyorum ben..