Etiketler
Rahat,Hazır Ol, Köylüyü Vur!
Doğuda çatışmalar yoğunlaşıyor ve Ağustos’ta şiddetin daha da artacağına dair yapılan iddialar kehanet değil. Nihayetinde her sene olduğu gibi bahara gözlerimizi operasyonlarla açtık. Oysa barış görüşmelerinin , hadi şuna açılımın diyelim, başlamış olması senelerdir acıya maruz kalan topluluklar için bir umut kaynağı olmuştu. Silah seslerinin ortasında, yani milliyetçisinden dindarına kadar çok fazla kesimin ulusalcı damarını kabartan asker ölümleri her geçen gün artarken barış için yapılacak görüşmeler de imkansız hale geliyor ne yazık ki.
E iyi de bir tek askerler mi ölüyor? Bu öylesine kirli, ama öylesine kirli bir savaş ki, tüm insani, vicdani melekelerimizi saf dışı bırakıyor. Bugün sabah ajanslara bir haber düştü. Şu şekildeydi: PKK köye ateş açtı, iki köylü öldü. Öğleden sonra düzeltme geldi: TSK kekik toplayan köylüleri PKK militanı sanmış ve makinelilerle taramış. İki köylü olay anında ölmüş. Bir yaralı da hastaneye kaldırılmış. Anlaşılan Türk askeri “ufak bir hata” yaptı. Bir kaç gün önce asıl militanları çoban sanıp kaçıran askerlerimiz, kekik toplayan köylüleri nasıl PKKlı sanabiliyor, anlam vermek mümkün değil. Peki yapılan açıklamaya ne demeli: “Olaylardan dolayı çok üzgünüz ve müteessiriz.” Size bir şey söyleyeyim, Amerika da Afganistan’daki köyleri bombaladıktan sonra aynı retoriği kullanıyor. Çektirilen acıların üzerine bir de ağız dolusu tükürmek demek bu.
İnsaflı olmak ve adaleti kuşanmak gerekiyor!
Yaşasın okulsuzluk

Ivan Illich’in Okulsuz Toplum’u okunmayı fazlasıyla hakediyor efendiler. Eğitim sistemini yalnızca ÖSS’ye odaklanarak tartışabilen eğitimci amcalarımıza önerilir öncelikle. Modern ulus devletin dayattığı eğitim sisteminin neresinden tutalım da dökülmesin ki?
Zorunlu eğitim adı altında çocukları 7 yaşında bir tür devşirme misali ailesinden koparıp onları sistemin uysal koyunları haline getirmesinden mi başlayalım?
Öğrencileri üniformaya hapsedip tek tip bir zihnin yanında tek tip bir dış görünüme büründürmesinden, bireysel bilinci köreltmesinden mi yoksa?
Ders kitaplarına boca edilen “resmi bilgi” aracılığıyla zihinleri sürekli manipüle etmesinden mi?
Hayata dair tüm başarıyı mezuniyet belgelerine endeksleyen bir anlayışı yüceltip, bir tür “diploma fetişizmi”ni pompalamasından mı?
Hangi birini sayalım?

Ivan Illich’e referansla, eğitimin devlet zoruyla yürütülmesinin felaketten başka bir şeye yol açmayacağını savunuyorum. Okullaştırmanın modern dayatmalar dizisinin en tehlikelilerinden biri olduğu kesin. Belki burada Cemil Meriç’in, zorla öğrenen/öğretilen anlamına gelen “öğrenci” ve isteyen/talep eden manasındaki “talebe” sözcükleri üzerine yaptığı muazzam kıyaslamayı da hatırla(t)mak gerekiyor ayrıca. Bu konuya ilerdeki derkenar’ların birinde tekrar eğileceğim nasipse.
Bugünlük hoşçakalın.
”Haydin çocuklar okul yakmaya !
Ancak yanan bir okul iyi bir okuldur
Karatahtaları kırıp kırıp odun yapalım
Duvarlar ateş görsün arkadaşlar
Bahara uyalım ve başkaldıralım
Arsız türküler konsun dillerimize
Adım başı ihtilal yapalım
Sefil gravatlar ayaklar altında
Duvarın karşısına geçip andımızı okuyalım
Milli ve asi olsun andımız:
Türküm doğruyum çalışkanım
Odun taşır,kendi okulumu kendim yakarım !”
hakan albayrak